Ana içeriğe atla

Siyasi Kurumların Güç Kaynakları

    Siyasi kurumların güç kaynakları kısaca açıklandığında, meşru otoriteyi temsil etmeleri, bütçe yapma hakkı, yetki verme gücü ve halkı temsil etmeleriyle ilgili olarak beş başlık altında incelenebilir.

1) Meşru otoriteyi temsil etme. Bürokrasiyi yönetme, işletme, yönlendirme ve denetleme siyasi kurumların yetkisindedir ve bu yetkiyi demokratik ilke, anayasa ve yasalardan alır.

2) İkinci güç yetkisi para yani bütçe yapma yetkisidir. Bütçe yapma ve vergi koyma yetkisi siyasi kurumların elindedir.

3) Üçüncü güç kaynağı halktır, siyasi kurumlar halkı temsil eder. Siyasi kurumlar, seçmenler, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ile olan ilişkileri sayesinde siyasi güce sahiptirler. Dolayısıyla halkı en fazla temsil yetkisine sahip kurumdurlar.

4) Siyasi kurumlar, bürokrasi içerisinde yaşanan yetki ve özerklik talepleri, serbestlik elde etme çalışmaları ve bütçe konularında yetkili olan kurumdurlar.

5) Beşinci olarak bürokrasi dışında kendilerine bağlı uzman personel kadrolarına ve bilgi kaynaklarına sahiptirler. Danışman müşavir gibi isimlerle istihdam edilen ve bürokrasi dışında bilgi, uzmanlık ve politika ofisi çalışanlarına literatürde karşı bürokrasiler denir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sosyal Politika Endüstrileşme İlişkisi

     Endüstrileşme dünyanın siyasal, sosyal ve ekonomik tarihinde önemli değişimlere sebep olmuştur. Toplumsal yapıdaki köklü değişimlere ve sefalete zemin oluşturmuştur. Endüstrileşmenin daha insancıl olabilmesinde sosyal politika bir denge aracı olarak görülmüştür. Sosyal politika devletler tarafından uygulanan politikalar olarak tanımlansa da uluslararası kurumlar da son derece etki sahibidirler. Hatta bu konuda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), IMF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler vb. kuruluşlarda kararlar üzerinde etkili olmaktadır. İlk devletlerde dış tehditler önemli iken askeri gelişim önemsenmiştir ancak endüstri toplumu ile bu durum değişmiş devletin sorumluluk alanı genişlemiştir, sınıflar arası çatışmalarda etkin tehditler haline gelmiştir. Sonrasında yaşanan dünya savaşları ile sosyal politikalar toplumsal düzeni korumak amacıyla önem arz etmiştir. Kendi ihtiyacını karşılayamayan, bakıma ve desteğe muhtaç bireyler ile yeni ilişki ve politikalar oluşmuştur. Ulus d...

Çevre Tarihi Disiplini

     Çevre tarihi disiplini, 1960’lı ve 70’li yıllar arsında ortaya çıkan ve görece yeni olan bilimsel bir disiplindir. Dünya genelinde daha sık, karmaşık ve büyük ölçekli şekilde görülen çevre sorunlarına, hava ve su kirliliğine, sera gazı salınımına, iklim değişimi ve canlı türlerinin azalması, iklim değişiklikleri gibi tahribatların farkındalığı uluslararası gündeme taşınmıştır.

Çevreci Yaklaşımlar ve Ekolojizm

     Çevreci yaklaşımların ortak kaygısı çevre ve çevrenin korunup geliştirilmesidir. İnsan faaliyetlerinin ülkeler düzeyinde özellikle Sanayi Devrimi sonrası ekonomik büyüme ve kalkınmayı nceleyen yapısının doğal çevrede sebep olduğu tahribat ve bozulmalar, çevreci yaklaşımların düşünce düzeyinden, toplumsal hareketlere dönüşmesinde etkili olmuştur. Özellikle sanayileşmiş ülkelerin kalkınma faaliyetleri en büyük çevre tehdidini oluşturmaktadır.